GRISEHIRSAKINI

Genelde Londra'da yasadiklarimi yazdigim bir site.

Monday, January 16, 2012

2012 bir baska

Yazmaya biraz ara verdim.Sanki istegim gitmisti.Roman okumaktan da zevk almamaya baslamistim. Ama bu isteklerim geri geldi.neden bilmiyorum, icimde bir his var...2012 bir baska sanki...bu yila karsi bir heyecan duyuyorum.daha yapmak istedigim milyonlarca sey var. Benim hayatimda da kis bitti, ilkbahar basladi.
Artik bir baska uyaniyorum...

Thursday, November 10, 2011

Kadina Siddet

Gurbette olunca dizi seyretmeyi Turkiye'de oldugunuzdan daha cok yapiyorsunuz.Cunku ulkenizin mekanlarina hasretlik var.Ben artik seyrettigim dizi sayisini uce indirdim. Gecenlerde bir arkadasim bana bir komedi dizisi tavsiye etti:Alemin Krali....izle bak cok komik dedi...

Ben de internetten yukledim, basladim izlemeye....Karakterlerin biri cok sapsal bir kadin.Kocasi Cin e gitmis, telefonda konusuyorlar.Birbirlerini de cok ozlemisler. Kocasi "kafani masaya vurunca dislerinin dokulmesini ozledim"gibi bir cumle kuruyor. Bu da biz gulelim diye soylenen birsey.Gulmemiz bekleniyor yani..Bu adamin her bolum karisina isgence etmesinden olsa olsa sadism komedisi olur.
Bu memlekette kadinlar kitir kitir dogranirken, kadina siddet gulunecek birsey mi?sahsen benim agzim acik kaldi.Bunu elestiren bir allahin kulu yok mu?Bir kadinin kemiklerinin kirilmasinin ne komik yonu var?
Arkadasim diyor ki;ama kadin cok salak, hakediyor.Kadin karakteri oyle aptal sakar beceriksiz ciziyorlar ki, izleyiciye o dayaklari aslinda hakettigini dusunduruyorlar.
Bu dizideki basit parodi bile Turkiye'nin carpik toplum yapisini aciga cikariyor. 13 yasindaki kiz ne yaptigini biliyormus,kendi rizasiyla yapmis.
Bu karar Ingiltere'de ciksa, insanlar yuruyus yaparlar,suclular ceza alsin diye kampanya baslar.Ama bizim ulkemizde her hafta psikopatca bir olay yasandigindan halk balik hafizali olmus, yoksa bu kadar korkunc olaya nasil tahammul edecekler.
Turkiye neden bu kadar carpik?Nasil bu kadar bariz bir kadin dusmanligi soz konusu?
Cunku Turkiye dogu ve bati kulturleri arasinda kalmis...

Dogu insanlarina ozgu duyarliligi ve batinin medeniyetiyle harika bir karisim olabilecekken, ne yazik ki bir bosluk ve kulturel yozlasma basgostermis..

Dogu zevkleri ve bati taklitciligiyle buyuk bir kultursuzluk, altyapisizllik ortaya cikmis.

Musluman bir ulkenin zaten kadina bakis acisi malum....Kadinin cinselligine karsi da muazzam bir aclik var. Dogululara ozgu... Yalniz diger dogulu toplumlarda kadin vucudu Turkiye'de oldugu kadar teshir edilmiyor. Ama biz "batili"yiz ya, o yuzden kadin vucudu bol bol teshir ediliyor ve tecavuz fantazisi de bir numara!eh ortada bu ladar aclik olunca da, bu acligin sapikca doyurulmasi ihtiyaci doguyor.

Ayrica basinda surekli erkegin birden fazla esi olmasinin cok normal oldugu pompalaniyor. Cok eslilik dogal, cok yaygin...parasi olan butun erkekler yapiyor mentalitesi var. Bunlar yanlis bunlar normal degil...

Ben nereden mi biliyorum?ingiltere'de kadin haklari konusunda cok mu muhtesem?ingiliz kadinlari hic dayak yemiyorlar mi? Ingiliz erkegi hic mi misojen degil?
Bu sorulara verecegim cevap hayir....
Ancak bu kadar vahsi bir kadin dusmanligi yok. Dayak yiyen kadinlar polis cagirdiklarinda polis "yenge sizi baristiralim" demiyor.dizilerde bilmem kim tecavuze ugrayinca bu ana haber bultenlerinde bildirilmiyor. Dayak yiyen kadin parodisi de hayir, hic gormedim.karisini aldatan adam var evet ama aldatmayan, sadik adamlar da cok.karisini aldatan sohretli adamlar da cok elestiriliyor.kadin doven adamlar toplumdan dislaniyor, kimse ama belki kadin da haketmistir diye dusunmuyor.

Dunyanin yuvarlak oldugunu, dunyadan anlayabiliriz, kutuplardan basik oldugunu ancak dunyanin disina cikinca gorebiliriz. Benimki de o hesap...Turkiye yi disaridan daha farkli gozlemliyorum.Cunku karsilastirma sansim var.

Monday, August 29, 2011

Gorgu Kurali

Alisveristen donuyorum.Elimde paketler var. Apartman kapisini actim. Dogu kokenli bir aile de apartmandan cikiyordu. Onden baba cikti. Onun arkasindan anne ve kucuk kizi...Ergenlik cagindaki kara gozlu ogullari bana gulumsedi, durdu, once benim iceri girmemi bekledi, ve benim arkamdan kapidan cikti.

Genelleme yapmak istemem ama batili erkekler cogunlukla bu genc delikanlinin yaptigini yaparlar. Onden, babasinin yaptigi gibi pitir pitir  atlamazlar. Kapi tutarlar...Her zaman kadina oncelik tanirlar. Cok basit bir gorgu kurali...Ancak cok sey anlatir. Dogu ve bati arasindaki farktir. Batililarin ustun oldugunu asla savunmuyorum, ayrica kendilerini dogululara karsi ustun gorduklerinin farkindayim, ama iste, yine de daha medeniler...Daha saygililar..

Dogu ulkelerinden  birinci kusak gocmen baba, kendi karisi ve kizi da dahil olmak uzere herkesten once kapidan cikti. Ikinci kusak  oglu, centilmence en sonda bekledi. O cocuk Ingilizlerle yasamaya adapte olmus.Kadinlardan once atlamamayi babasindan degil, ayni toplumda yasadigi batililardan ogrenmis. Bunu da ogrenmesi onun icin cok yararli, cunku bu toplumun yazisiz kurallarina uymayi cok erken yasta ogrenirse, o zaman sIkIntI cekmez.

Ikinci kusak gocmen olmak zor birsey.Ailen dogu kulturuyle yetistiriyorlar seni, cunku dogulular. Disarida bati toplumuna uymaya calisiyorsun, eve geliyorsun, kurallar tamamiyla farkli. Ailenin kurallarini benimsesen, asla yasadigin ulkeye uymayacaksin. Yasadigin ulkeye uyum saglasan,o zaman ailenden uzaklasacaksin. Anne baba icin de zor, cocuklar batili, onlar dogulu.. Onlar cocuklarin dogulu gibi sicak olmalarini beklerler, ama nerede...

Gocmenlik zor is....Daha iyi bir hayat icin bir suru insan buralara geliyor. Caliskan insanlar, ekmeklerini tastan cikarip, cocuklarina iyi bir gelecek saglamak icin geliyorlar. O cucuklar burada adam oluyorlar ama aile bir bakiyor, cocuklar ingiliz.Bu da bir ucurum yaratiyor. Her turlu fedakarligi onlar icin yapmislar, vatanlarini daha iyi bir hayat icin terk etmisler.
Cocuklar kendilerini kurtariyorlar, ama anne baba mutsuz olabiliyor. Cunku seneler boyu didinip ugrastiklari hayati elde etmeleri yeterli olmuyor.

Onlarin birinci dili baska, evlatlarinin birinci dili baska...

Wednesday, July 27, 2011

Cirkin ve Zeki

Cirkinligi nasil tarif etsem bilemiyorum. Adam o kadar cirkin ki, onu bir goren bir daha asla unutmaz. Upuzun bir boy, ipince orantisiz bir vucut, kocaman bir burun. Ileri derecede bir deri hastaligi oldugu icin surekli kasiniyor ve kasinmaktan adeta derisini yuzuyor. Etrafina her zaman kucuk deri parcalari birakiyor. Elleri kollari kan icerisinde...Yasindan en az on yas daha yasli gosteriyor. Kirpik yok, goz altlari torba dolu. Allahin gucune gitmesin diye dusundum, ama bu kulunu yaratirken hic guzellik vermemissin be yarabbim dedim kendi kendime...

Herkes ona guveniyor, soylediklerini hemen kabul ediyor. Oyle de saygin biri...Cogunlukla da cok hizli konusuyor ve bircok kisi onun ne dedigini anlamakta zorluk cekiyor.Bunun nedeni de, bir anda o kadar cok sey soyluyor ki, beyniniz yoruluyor.

Beraber toplanti yaparken, sohbet etmeye basladik.Su adamin dediklerine iyice bir kulak vereyim dedim. Konsantre olayim, bakayim ne diyor. Aman yarabbim, sen bu adama hic guzellik vermemissin, ama oyle bir zeka vermissin ki, inanilir gbi degil.  Adam herkesi taniyor, herkesi inceliyor...

Belki utangac olabilir, ama nasil ozguvenli...Ozguveninin sirri, baskalarini yargilamamaktan geciyor belki...

Cirkin bir bedenin icindeki parlak zekanin ve ozguvenin cirkiligi nasil golgeleyebilecegine sahit oldum.

Saturday, July 23, 2011

Amy Winehouse: Efsaneler Olmez

O ozgundu. Taklit degildi. Ama yasami tipik bir efsane hikayesi... Daha otuzuna bile gelmeden dunya capinda bir basari yasiyorlar. Hayatlarinda psikopatca sevdikleri birileri oluyor.
Amy, Londra sokaklarinda yuzu gozu kan revan icerisinde kocasiyla yururken gorulmus. Kimbilir ne kadar tutkulu, siddetlli bir ask yasiyorlardi. O, hayati aski duygulari uclarda yasayan, herseyi daha cok yogun hisseden birisi...

Daha otuzuna bile gelmeden, hicbirimizin yasayamayacagi rezillikler de yasamaya basliyorlar. Konserlerin iptali, birdenbire captan dusme, uyusturucu bagimliligi zaten hep enselerinde. Yaratici olmalari lazim, yaptiklari islerinin dayanilmaz bir stresi var, bugun sevilirler...Yarin tepetaklak olabilirler. Habire uyusturucu kullanmak, yaraticiliklarini arttiriyor elbette.Ucacaklar ki, o laflari sozleri sarkilari bulabilsinler.

Efsaneler, elli yasini gorunce sanslilar..

Simdi cikmak uzere olan albumu satis rekorlari kiracak. Bazen dusunuyorum, acaba oldu numarasi cekip, issiz bir adada ya da bambaska bir yerde, yepyeni bir kimlikle hayatlarina tekrar mi basliyorlar?Oyle ya, albumlerinden once olunce, o album yok satacak. Ve daha da onemlisi; hicbir zaman unutulmayacaklar...(Bkz: Elvis yasiyor, MIchael supermarketten alisveris yapiyordu)

Sonra da, hayatlarina sessiz sakin, hic kimsenin bilmedigi bir yerde yeniden basliyorlar. Paparazzi artik yok, olabilecekleri en yuksek yerdeler. Artik gercek bir efsane olmuslar.

Belki de, bilerek ve isteyerek olumu seciyorlar.Cunku biliyorlar ki, olunce bir ikon olacaklar.Unutulmayacaklar.

Amy Winehouse'un gencligine uzuldum.Ancak kacimizi kitleler kucaklayacak, kacimiz unutulmaz sarkilar yapacagiz senelerce dinlenecek... Kacimiz aski tum siddetiyle yasayacagiz. O da kendisini bozuk para gibi harcamis.

Olumu bekleniyordu..Gittigi yol iyi degildi.

O kisacik omrune butun bunlari sigdirmis...Dunyanin en ustun yetenekli insanlarindan biri bugun Londra'da hayatini kaybetti.  Bir yildiz kaydi diyemeyecegim, cunku o yildiz, daha uzun yillar gokyuzunde parlayacak.

Monday, July 11, 2011

Yaz Filmleri I: Nader and Simin A Seperation

Yonetmen: Asghar Farhadi.

Bu yazin en iyi filmi.  Berlin Altin ayi en iyi film odulunu almis.

Film Tahranli, on dort senedir evli Simin ve Nader'in mahkame sahnesiyle basladi.

Simin, Iran'i terk etmek istiyor cunku kizinin orada yetismesini istemiyor. Kocasi ise vataninda kalmak istiyor. Hakim onlarin bosanma nedenlerini yeterli bulmuyor, o yuzden de davayi biraz daha dusunmeleri icin erteliyor. Bunun uzerine, Simin evini terk edip, annesinin evine gidiyor. Kocasi Nader'in Alzheimer hastasi bir babasi var. Onu birakmak istemiyor.Dogdugu topraklarda da her ne pahasina olursa olsun, kalip mucadele etmek istiyor. Simin, Alzheimer hastasi baba icin fakir ve dindar bir kadin olan bir bakici tutuyor.Kadincagiz hamile...Doktor kontrolune gitmesi gerektigi bir gun, dedeyi yatagina baglayip cikiyor. Nader ve kizi eve geldiklerinde dedeyi yere dusmus, eli yataga baglanmis bir sekilde buluyorlar. Nader cok sinirleniyor. hamile kadinla aralarinda tartisiyorlar, kadini evden disariya cikarmaya calisirken, itiyor.Kadin merdivenden dusuyor. Karnindaki dort bucuk aylik cocuk oluyor.  Bakici kadinin kocasi sikayette bulunuyor, eger Nader'in kadinin hamile oldugunu bildigi ispatlanirsa, cinayetten hapse girecek  ya da kan parasi diye adlandirdiklari bir miktar parayi verecek.

Film bu iki aile arasindaki surtusmeden yola cikarak, Iran'la ilgili bir takim gercekleri ogretiyor.  Oncelikle, filmde herkes kendine gore hakli... Fakir aile ofkeli, ailenin babasi zaten issiz oldugu icin cok sinirli, borc icerisinde... Nader, para odeyip olayi kapatiabilir ama,  o kadinin cocugunun olumunden sorumlu olduguna inanmiyor. Simin kizinin bu olayin stresini yasamasini istemedigi icin, parayi verip olayi kapatmak istiyor.

Kucuk kizlari, babasiyla birlikte kaliyor cunku annesinin onsuz hicbir yere gitmeyecegini bildiginden, ailesini birlestirmeye calisiyor. Simin kizinin Iran'da yetismesini istemiyor, kizi icin ozgurluk istiyor, Nader vatanini Alzheimer babasini terk etmek istemiyor.

Daha da bahsedersem, seyretmeye degmeyecek, o yuzden filmden yola cikarak, Iran izlenimlerimden bahsetmek istiyorunm.Iran'da kocanin izni olmadan calisamazsin. Kadinlarin basi ortulu ama araba kullanabiliyorlar. Erkekler, karilarina cok  onem veriyorlar.

Adam oldurunce "kan parasi" diye bir kavram var. Bir de yapilacak seylerin din acisindan caiz olup olmadigini sormak icin bir danisma hatti var. Bakici kadin, dede altini islatinca, din acisindan onun altini temizlemek dogru mu degil mi diye sormak icin bir numarayi aradi.

Hoca,(Kadi)  yargicla ayni gorevieltmez m yapiyor.Insanlar birbirlerine karsi catir catir kavga edebiliyorlar, hislerini gizlemiyorlar (Bkz. Ingiliz poker faceligi)

 Kur'an'a el basarak yalan yere yemin etmeye kimse cesaret edemiyor cunku Allah'tan korkulari var.

Farscayi biraz anladim. Zaten Iranli bir arkadasim da Turkce soylenen bircok seyi anladigini soylemisti.
Oyunculuk kalitesine bayildim bayildim. Zaten hepsi odul almis. HIcbir abarti yok, hepsi cok basarili ve dogaldi.

Mutlaka gorulmeye deger bir film...

Yaz Filmleri II: Bridesmaids

Filmin ilk sahnelerinde, gereksiz esprileri olan salak  bir Amerikan filmi zannettim.Ancak bekledigimden cok iyi cikti. Kadin dunyasinin olmazsa olmazlarindan yola cikarak, kadin mizahi kullanilmis. Zaten senaryo yazarlari da kadinmis.

Fakat film sadece kadin seyirciye hitap etmiyor.Erkekler de zevkle seyredebilir... Keyifli bir vakit gecirmek icin ideal...

Yaz filmi III. Larry Crowne

Bu sezon seyrettigim en kotu film. Tom Hanks ve Julia Roberts para kazanmak icin bu filmde oynamislar. Bir fabrikada basarili bir isci olan erkek kahramanimiz, collage'a gitmedigi icin, isinden atiliyor. Bu isten atilmak icin cok sacma bir gerekce...

Isinden atilinca da collage'a gitmeye karar veriyor. Iletisim dersinin evliliginde mutsuz, sempatiden yoksun ogretmeninden hoslanmaya basliyor. Tom Hanks siradan birini oynuyor guya ama adam siradan olamayacak kadar yakisikli.

Arada da ne idugu belirsiz, genc bir ogrenciyle geyik bir arkadasliklari var. Kizin sevgilisi onu kiskaniyor falan...Sacma sapan...Iyi oyuncular, kotu hikaye derinlik yoksunu karakterlerle harcanmis. Yonetmeni degerlendiremiyorum, cunku senaryo cok cok cok cok cok kotu.

Kucuk Seyler...

Kucuk hanim,her yasta ayni: Oteden beri dusunur bir insandir.

Her zaman her konuyla ilgili farkli bir bakis acisi yakalar. Bakis acisi her sene baska birseyle degisir.

Gecen sene “parallel evrenler” e inanirdi.

Bu sene olumden sonra hayatin olmadigini savunuyordu.

Mutfaginda oturuyoruz, bir yandan bana birseyler hazirliyor, bir yandan da

“Insanlar kendilerini olumden sonra hayata inandirmaya meyilliler.

Oglum dort yasinda…Su siralar olume takmis durumda…. Anne biz hepimiz olecegiz degil mi diye soruyor. Ben de evet olecegiz diyorum. Ancak bir sure sonra baska bir yerde hepimiz bulisacagiz degil mi diyor?

Insan beyni olumden sonraki hayatin var olmadigina inanmak istemiyor.

Oysa… Bu hayatin akisinda gerekli…Cunku bir sonraki nesil, cagin gelisimlerine kolaylikla uyum sagliyor. 4 yasindaki oglum, bilgisayar kullanmayi bilirken, annem ogrenmekte zorlaniyor.
Etrafimizdaki hersey yerini bir sonraki daha gelismis nesile biralmak icin oluyor."

Bunlari yine her zamanki gibi kendinden eminligiyle soyledi, beni de allak bullak etti.

Benim de kafamda hep su soru vardir: Ben dogdugum seneden once neredeydim? Bilmiyorum. Bebekligimi de hatirlamiyorum. Yalniz bebek halimle var oldugumu soyluyorlar. Ancak oncesinde var olduguma dair hicbir sahit yok.


Bu arada cayini yudumlarken, bana evinin balkonundan caddedeki olmus kediyi gosteriyor:

-Iste diyor, bu kadar basit…. Hayatin sonu bu iste…

Ben olumu pek kafama takmazken, biraz takmaya basladim.

Oysa cok genc yasimda olumle tanismistim. Ne kadar gercek oldugunui, saka olmadigini, kacis olmadigini, insan hayatinin bitisi de olduguna en yakinimi kaybedince anladim.

Iyi ama diyorum, ben cogu zaman bedenimden ayri olarak ruhumun varligini hissettim:

-Hepsi beynin bir oyunu.

-Olumden sonra bir hayat olacagina dair, yeterli bir kanit yok. Ancak olmadigina dair de yeterli bir kanit yok.

En guzeli yasarken, hayatin kiymetini bilebilmek, hayattan zevk alabilmek…
Kafaya da yukarida yazdiklarimi takmamak…

Sanirim en onemlisi, kucuk seylerden mutlu olabilmek, anin keyfini cikarmak…

Sunday, July 10, 2011

Ali Taran -Ayse Ozyilmazel Evliligi

Bu yaza damgasini vurdu diyecektim ki, bir kac gun sonra olan olaylar bunu unutturdu. Ortada kanserli bir kadin, bir kac yil once annesini birakip genc bir kadinla evlenen bir babanin kizi, kizinin yirmi gundur tanidigi bir adamla evlenmesini onaylayan ve bir kac yil once kendi kocasini genc bir kadina kaptiran bir anne, kanserli karisini bir aydan az bir zamanda bosayan bir adam...Eski karisi bir sene icinde evlenemez bu arada...Turk kanunlari oyle...

Ayse'nin babasiyla evlenen o kadin, Ayse'nin yaptiginin daha kotusunu yapmamis demek ki. O zaman, o neden dugunde babasiyla beraber degil.O da, babasinin karisi, uvey kardeslerinin annesi...

Ayse ve Ali Taran'in bir aydir tanistiklari bana pek inandirici gelmiyor.
Altmis yasindaki bir adam, otuz iki yasindaki bir kadina nasil cekici gelebiliyor, para ve guc bu cazibenin gucunu arttiriyor. Ilerleyen yillar erkeklerin avantajina, kadinlarinsa dezavantajina isliyor.

Ayse nin yazdiklarindan anlasildigi kadariyla, babasiyla genell olarak iyi fakat zaman zaman da inisli cikisli bir iliskisi var. Daha onceki erkek arkadasi da ondan cok yasliydi. Boyle karizmatik, yasli, kendisine goz kulak olacak adamlara bayiliyor.

Ayse kendinden yasli adamla ilgilenen ilk kadin degil. Kadinlar neden kendilerinden daha yasli erkeklerle ilgilenirler? Daha zengin olduklari icin mi?Daha ne istediklerini bildikleri icin mi? Daha tecrubeli oldugu icin ve akil verebildikleri icin mi?Daha kararli olduklari icin mi? Askta daha tecrubeli olduklari icin ve daha iyi kadini anladiklari icin mi?
Bunlarin hepsi olabilir.

Ali Taran'la evlenecek olan bir suru otuz ikilik kadin cikar...Hele maco bir ulkede, insanlar aslinda cok da yadirgamazlar.

Ingiltere gibi daha az maco olan bir ulkede de daha cok yadirganir. Ortalama gelir daha yuksek oldugu icin,
kadinlar bir erkegin zenginliginden daha az etkilenir. Burada da erkekleri kadinlar kapiveriyorlar, hem de evlilige ikna etmek icin, cogunlukla hamile kaliyorlar. Ancak, paraya servete biz Turkler kadar onem vermiyorlar. Yasli bir adamla evlenen kadin bizim yadirgadigimizdan daha cok yadirganiyor.

Kanserli bir kadini bosamak, uzerine de yeni genc esle resim cektirmek, cok onaylanan bir davranis degil, ancak baskalarinin hayatina cik cik cak cuk yapmak nedense herkesin gizliden gizliye zevk aldigi birsey... Topluca elestrip yuklenmekten zevk aliniyor gibi...Hepimizi birlestiren ortak bir nokta oluyor...

Sunday, July 03, 2011

Sharapova- Kvitova Maci

Wimbledon'u sunan sunucular her nedense Sharapova'nin kazanacagina inaniyorlardi. Kvitova WImbledon'da favori bile gosterilmiyordu.

Macin baslangicinda, her ikisinin korta gelisini izlerken, onlari soyle bir karsilastirdim: Sharapova, yedi yil once Wimbledon'u kazanan genc kiz, artik koskoca bir kadindi. 6 ft 3 in (190 cm)  boyu, mukemmel bir fizigi, sari saclari, yesil gozleri, guzel yuzu, yetenegi ile, dogustan bir stardi. Butun gozler onda, en cok kazanan kadin tenis yildizi, sahane fizigiyle reklamlara da cikiyor. Bu kadar goz onunde olunca, biz Turklerin degimiyle nazar degiyor tabii, Maria kizimiz omzundan ciddi bir sakatlik gecirmis, bu da onu bir sure icin zor duruma sokmus. Profesyonel sporculuk sirf yetenek ve disiplinle yurumuyor,cok da dayanikli olmak lazim, kendini tuketmemeye ozen gostermeli.

Kvitova, Sharapova'dan biraz daha kisa, ama  onun da boyu 6 ft (183cm)...Ona baktigimda, bir star gormuyorum, bu henuz unlu olmadigi icin degil, ona baktigim zaman bir tenis oyuncusu gordum, hafif de gobegi var ama cok guclu ve saglikli gorunen, kazanacagina cok guvenen bir tenis oyuncusu. Sadece tenis oynamak icin yasayan biri..

GUzel bir mac oldu. "Tenis Oyuncusu" goz kamastirran rakibinin zayif yonunu kavramisti. Sharapova'ya surekli pozisyon degistirmesi gerektiren hizli toplar atti. Parlak yildiz savasti, ama karsisindaki bu agac gibi guclu, solak kadina Wimbledon Title'ini teslim etti.

Parlak yildizlar cogu zaman goz kamastirir, ama marifet onlarla savasirken gozunun kamasmasina izin vermeyip, onlarin zayif yonlerine odaklanabilip, ona gore strateji belirleyebilmekte...Kvitova sampiyonlugu hak etti, cunku adi sani duyulmamis, gencecik bir tenisciyken, cok parlak bir starla basa cikabilip onu maglub edebildi. Maria'nin isigi, onun gozunu kamastiramadi.

Wednesday, June 29, 2011

"Tara Lutfen Dogum Gunumu Yonetmeye Calisma!"

Tara, ablamin arkadasinin dokuz yasindaki guzel mi guzel melez kizi...Yegenim, her sene mayis'ta yapilan dogum gunu partisine bu sene onu davet etmek istememis. Annesi nedenini sorunca,  "Cunku gecen sene benim dogum gunumu yonetmeye calisti." demis.

Aslinda Tara cok seker ve uslu bir kiz, dogum gunune gelen butun cocuklardan yasca buyuk.  O yaslarda "buyuk cocuk" olmak bir prestij meselesi oldugu icin, o da belli ki bu avantaji kullanmis .

Ablam, "Ama olmaz, cagirmassak hem Tara'ya hem de anne babasina ayip olur" diyerek yegenimi ikna etmis.

Bizimki, Tara gelince, hediyesini almis tesekkur etmis. Sonra da o cingoz mavi gozlerini Tara'nin gozunun icine dikmis: "Tara lutfen dogum gunumu yonetmeye kalkma, bu benim dogum gunum, o yuzden de benim istedigim olmali" diye daha partinin basinda tavrini cok keskin bir sekilde koyuvermis. Tara sok olmus...

Simdiki cocuklar bir baska evet... Internet ve cep telefonunun coktan icat edilip, kullanilmaya baslandigi bir cagda yasiyorlar. Ama, daha alti yasinda, kendi duygularina boyle kulak verebilmek, onu rahatsiz eden birseyi gayet net bir sekilde dile getirmek....Bu baska birsey...Hepimiz ona cok onem veriyoruz, ozellikle ablam ona cok emek harciyor. Ancak annesi Nisan'a kendisini rahatsiz eden bir duruma karsi nasil tavir koymasi gerektigini ogretmiyor. Bu o kucuk sari sacli mavi gozlu kizin kisiliginde var olan birsey. Kendi duygularina onem veriyor ve ona gore tavrini koyabiliyor.

Nisan hayata onde basliyor....

Sunday, June 26, 2011

Tracey Emin “Love is What You Want” Haywards Gallery

Tracey Emin, Ingiltere’de contemporary art denince akla gelen en onemli isimlerden…Kendisinin takipcisiyim. Yaptigi islerin takipcisi olmama, kadinin karakteri cok ilgimi cekmesine ragmen, kadinin yari Turk yari Ingiliz oldugunu nasil atlamisim, inanamadim. Ustelik kadin, Turk yanini da gectigimiz Cumartesi gittigim “Love is What You Want” adli sergisinde de bol bol vurgulamis.
Love is What you Want’da, Tracey, hayatindan, kendi cinselliginden yola cikarak, kadin cinselliginden bahsediyor. Sergi, absurtluguyle cok konusulan bir sergi. Kullanilmis tamponlari sergilemesinden, gebelik testine, 13 yasinda yasadigi tecavuzden, kurtajina kadar bircok seyi anlatmis.

Bir filmde bir kopekle kendisinin tanismasini (!) cekmis. Kopek konusabiliyor ve onunla sevismek istedigini soyluyor. O da, “ama olmaz, seninle sevisemem” deyince, kopek cok uzgun bir sekilde yuzunu asiyor. “Neden?” diye soruyor. Tracey de “Cunku sen bir kopeksin” diyor. Kopegin uzgun bakislari ardindan, kosarak kayboluyor.

Bu kulaga sacma ve komik gelebilir. Ancak benim bu filmde gordugum, siradan bir kadinin sevismek istemedigi bir erkegi nasil gordugu, sevismek istemeyince onunla yataga girmesinin imkansizligi cunku onun gozunde cinselligin o adamla asla olmayacagi…

Galerinin ust katindaki odalardan birinde, kara kalemle cizdigi masturbasyon figurleri vardi. Bir tanesinin uzerine beraber oldugu erkeklere”Fuck you all this is better than all of you” diye yazmis.

Bir suru de mektubunu sergilemis. Mektuplari kisa hikayeler gibi…Bir tanesinde, hamilelik korkusunu, otekinde de kurtajindan bahsetmis.Kurtajla ilgili olani okurken, onumde iki tane yasli pinpon ingiliz teyze duruyordu. Tracey’e acidilar. Vah vah, zavallicik neler yasamis dediler. Uzulduler.

Kibris Turk’u babasinin da sergide ozel bir yeri vardi. Babasina ayirdigi bolumde, “Uskudar’a gider iken” sarkisini duyunca, kulaklarima inanamadim. Daha baska, Turkiye ve Kibrisla ile ilgili bircok detay vardi. Asil Nadir’in fotografi ve bir donemin bakanlarinin resmi bulunan kucuk rozetler vardi.

Benim sasirdigim, Tracey Emin’den Turkiye’nin nasil haberi yok? Tamam saf kan Turk degil ama Turk yonu de var.Turkiye Tracey Emin'e hazir mi, o da ayri bir konu tabii...

Sergide ses getirecek bir suru sey var, zaten konu cinsellik olunca ilgi ceker diye dusunuluyor. Ancak konu cinsellik olunca,  siradanlasabiliyor, ucuz ve civik olabilme tehlikesini buyuk oranda yasiyor. Oysa, “Love is What You Want” da ucuzluk ve civiklik yoktu. Absurtluk vardi. Absurtlugun nedeni, kadin cinselligiyle ilgili bircok seyin o gizli “seylerin” dobra dobra aciga vurulmasi.

Tamam kullanilmis tamponlari sergilemek igrenc, ancak orada adet kanamasinin azalmasiyla baslayan menopozun kadina verdigi kaygiyi anlatmis.

Ben sergiyi bazi yerlerde kendini tekrar etmesi disinda, cok basarili buldum. Teshircilik var, ancak Tracey Emin kadin olmaktan, kadin cinselliginden cesurca bahsetmis. Love is What you Want’daki eserleri hicbir erkek, escinseller de dahil, yapamaz.Onlari ancak bir kadin yaratabilir. Ben de her konuda erkek cinselliginin pompalanmasindan, erkek bakis acisindan, erkeklerin askindan, buyuk yazarlarin ressamlarin erkek olmasindan cok biktigim icin, Tracey Emin’in sergisini begendim.Komik ve eglenceli buldum.

Monday, May 16, 2011

Kalp Agrisi

Hayatta  uc cesit agridan cok cektim.
1.Migren
2.Dis agrisi
3.Kalp agrisi

Migrenim artik eskisi gibi degil. Uzun sure mucadele ettim. Cok sevmeme ragmen kirmizi sarabi iki sene agzima surmedim. Beyaz peynir yemedim.
Zaman icerisinde de, migrenimin bas tetikleyicilerini fark ettim. Onlari hayatimdan kaldirinca, agrilarin siddeti cok azaldi.

Cocuklugumdan beri dislerimle sorun yasadim.Morfini basardi doktor, dis cekilir, kanal tedavisi yapilir. Yirmi yas disi acitir. Hepsiyle bas ettim. Cok cesurdum. Iki sene once yine disim cok agriyordu. Damagimdan kucuk bir operasyon gecirdim. Koca bir disten oldum. Agri gecti.  Artik dis ipi kullanma aliskanligi edindim.

Kalp agrim once yavastan basladi.. Sizim sizim sizlardi. Oyle sinsiydi ki, zamanla herseyime isledi...Gozlerimi kapatirim, uykuya dalmadan once;" uyaninca belki gecer derim". Gozlerimi acinca, bir bakarim ayni siddette devam ediyor.  Yataktan kalkma istegimi bitirir bu agri. Bir guc kuvvet kalkarim,gun icerisinde isle gucle unutmaya calisirim.

Mesai bittigi anda, isyerinden cikarken, kalp agrim ayni sevimsiz siddetiyle, beni kapida bekler.

Kalp agrisina morfin etki etmez...Arkadaslarima anlatsam da kurtulamam, anlatmasam da kurtulamam. Kimseler anlamaz...Zamanla gecer derler...Gecmez.

Gecmesini bekliyorum.

Migrenle bas ettim, dislerimle bas ettim...Ey yarabbim, ben bu kalp agrisina care bulamiyorum.

Waity Katie Dervis Muradina Ermis

Royal Wedding sIradan hayatlarimizi renklerdirdi. Kulkedisi prensini buldu. Prens ve prenses omur boyu bir yastikta yaslandilar...

Elimde Hello magazini, Kate Middleton'un zafer resimlerine bakiyorum. Bravo, dugunu icin pek de guzel zayiflamis. Incecik ve uzun fizigiyle hersey, sIkIcI gelinligi de dahil, ona cok yakismis. Yuzu zayiflamis, cemcik cenesi cikmis.

Kizkardesi de cok zarifti....Malum, isiklar kimin uzerine tutulursa, o parlar.

Kate uzun zamandir William'la birlikte... 29 yasinda ve dogru duzgun hicbir iste calismamis. Dokuz sene boyunca butun enerjisini belli ki, William'la evlenmek icin harcamis. Onyargili olmak istemem ama sonuclar onu gosteriyor. . Ailesi -basin nedense surekli halktan insanlar oldugunu yazyor- cok zengin...Kizlarinin, prensle yaptigi gezilerin hepsinde cebine parayi vermisler...

Bu kiz, incecik uzun, giydigi yakisiyor, cok guzel veya degil.Ancak CV sine bakinca, surekli prensin uydusu olmak disinda hicbir sey yapmamis. Sen 8 senedir prensin kiz arkadasisin, hic olmazsa, bir charity isinde calis...O da yok...Hicbir sey yok. Fotografci olmaya karar vermis.

Dugun oncesi kilo vermesi de kotu bir puan... Dunyada siskalik trendi pompalanmaya devam ediliyor. Kate de bunu uygulayanlardan...

Windsor ailesiyle avlanmaya ciktiginda, cok tenkit edilmisti. Prens Charles ona nasil avlanilacagini gostermismis...

Gelecegin kralicesi, guzel gozukmek, yari ac dolasmak, bir erkekle var olmak disinda pek birsey yapmiyor.

Ingiliz basininun "Chavy Chelsea" diye isim koydugu, sarisin aglamis surakli Harry'nin kiz arkadasi Chelsea Davy avukatlik okumus, masterini yapmis, su anda da bir hukuk firmasinda calisan genc bir kadin...Onun da ailesi milyoner, belki Chavy, ancak kiz sirf prensin kiz arkadasi olmak istemiyor belli ki... Ustelik anoreksiyi de pompalamiyor.

Dusunuyorum, geriye mi gidiyoruz? Bir kadin sadece kocasinin kimligiyle mi toplumda yer almali? Kocasinin soyadi disinda da kadin birsey olmali...Prenses Katherine, ne yazik ki su anda buna hic uymuyor.

Sahsen, Kate'i begenmiyorum. Kendine cizdigi tek hedef, prensi nikah masasina oturtmakmis...Aile de belli ki, keseyi acmis, onu sonuna kadar desteklemis. Kate sen de her genc gibi calismalisin dememis. Deseler, onun cebine parayi koymazlar...Kizlarin en buyuk becerisi belli ki, iyi bir koca bulup, sinif atlamakmis.

Boyle olmamali...Bu dogru degil...Bir kadin, butun omrunu cok iyi bir koca bulmaya hedeflememeli. Kate, genc kadinlar icin kotu bir rol modeli. Ortalikta siska siska dolasan, prensi nikah masasina oturtmak disinda baska buyuk bir huneri olmayan bir kadin.

Esas ilgimi ceken, Ingiltere hala kriz donemini atlamamisken, Kate cok az elestirildi.  Bu halk koyun desem degil, asiri kibarlik desem, basini cok da acimasizdir. Anlayamadim gitti...Kraliyet ailesi hala guclu demek ki...

Bizimkiler, saltanat ailesini kapiya koyvermisler. Aslinda Osmanli ailesi basindan takip ettigim kadariyla her zaman cok klas insanlardir, ama  galiba onlari ulkeden cikarmak dogru bir secim olmus. Cunku bizde onlara yetistirecek para yok.

Monday, May 09, 2011

Turkiye Skandallari

Butun yurt capinda yapilan ogrenci secme sinavinda sorularin sifrelendigi ortaya cikmis. Ancak, ogrencilerin kopya cektiklerine dair bulgu rastlanmamismis...Bilirkisiler oyle demis.

Basin bu olayi cok yumusak yaziyor. Taksimde lise ogrencilerinin protesto ettigini gordum. Cok kalabalik degillerdi.

Sinavin sonuclari aciklandi. OSYM baskani bu sene gazetecilerin karsisina cikmadi. Hala o koldukta nasil oturabiliyor?Sinav nasil iptal edilmiyor? Rezalet diz boyu...

Yemin ederim, Ingiltere bu skandali kaldiramazdi...

Burada yasadigim surece INgiltere'de ilk aklima gelen iki skandal var:

Birincisi BP (British Petroleum) Meksika aciklarinda petrol cikartirken, denizin zeminini fazla delince, bir patlama oldu, 11 kisi oldu ve cevreye buyuk bir zarar verildi.

Sonuc: BP neredeyse kapatiliyordu, BP CEO'su koltugundan oldu.

Ikinci Skandal: Bazi milletvekilleri  bir kac bin poundcuk kisisel giderlerini haksiz yere masraf olarak gostermis.
Sonuc: O milletvekilleri koltuklarindan oldu. Bir kac bin pound nedir ki?

Su sinav rezaleti Ingiltere'de olsaydi, milli egitim bakani koltugundan olurdu. Basin da onlar istifa edene kadar, bu olayin uzerine giderdi.

Turkiye'de yakinda bu olay unutulacak..

On iki gunluk TR seyahatimde ikinci rezalet Kurt kokenli milletvekillerinin bazi belgeleri eksik diye milletvekili adaylik basvurulari kabul edilmeyince, ortalik birbirine girdi. BIr kac gun sonra,  adayliklari onaylanmis. Bir kisi oldu, bir suru zarar verildi. Madem onaylanacakti, neden hic yoktan insanlar tahrik ediliyor. Boyle bir olayda, sonuclarin ne olacagi ulkemizin yegane strateji uzmanlari, danismanlar tahmin edemiyorlar mi?Bu rezillik unutuldu bile...

Oniki gunde Turkiye'nin gundeminde bunlar vardi. Halkimin insanlari tahammulsuz ve sinirli...Bu kadar gergin bir ortamda sinirli ve umutsuz olmamak mumkun mu?

Ama sahane yemekler var...

Deniz var, efes var...Raki var...

Deniz bir mucize...Bogaz bir mucize...

Insanlarin yari deliligi kuralsizligi var....

Hicbir sey yoksa, cekirdek citla...

Kucuk keyifler cenneti Turkiye...

Yoksa bu halk bu kadar strese nasil dayanir?

Birgun bu sularin durulmasi, bu rezaletlerin cok az olmasi dilegiyle...

Tuesday, May 03, 2011

Cilgin Proje

Turkiye'deydim... Basbakan, ben oradayken "Cilgin Proje"yi acikladi. 

Surekli onu izledim.

Projenin adi da pek guzelmis. "Cilgin"... Gercekten cok cilgin bir proje..

Basbakan surekli televizyonda olmasina ragmen, en cok merak ettigim sorularin cevaplarini vermedi.

Bu proje nerede olacak? Hazine arazilerinin gectigi alanlar yapilacakmis. Bu bana pek mantikli gelmedi.

Acaba nereler kazinacak?

Bogazlardan baris zamani her turlu gemi gecebilirken, acilan ikinci kanal icin neden para odesinler?

Ve en onemlisi...

Bu projenin fizibilite analizi yapildi mi?

Mutlaka yapilmistir... Ancak neden halkla paylasilmiyor?

Cunku daha cok soru gelecek ve secim oncesi kafalari karistirmanin luzumu yok...

Basbakan, tam dagdaki cobanin, ya da sokaktaki Mutaasip Bey'in temsilcisi... Onlar ne kadarini algilayacak o kadarini acikliyor.

Ortada belli ki cok buyuk bir fikir var, ancak bana sadece bir secim malzemesi gibi geldi. Maksat, dagdaki cobanin, sokaktaki Mutasip Bey'in oyunu almak...

Cilgin Proje'ye karsiyim ya da cok destekliyorum demiyorum. Ancak bir vatandas olarak yukaridaki sorularin cevabini bekliyorum.

.

Friday, March 25, 2011

Bir Ibrahim Tatlises Anallizi

BIr magarada dogmus, amelelik yapmis. Su satarken, adamin tekinden dayak yemis: Adam ona, yeter lan seni mi dinliycez demis, agzina bir tane calmis. O tokat onun hayatinin dersi olmus. Ondan sonrasini hepimiz biliyoruz.
Allah bir kuluna "yuru ya kulum" demesin.......O dogudan batiya gocusun basari oykusu...Hepimiz Ibrahim Tatlises'siz

Ilk cikisini yaptigi "Ayaginda Kundura"yi dinlerken, anladim ki, Ibrahim Tatlises egitimsiz konservatuvarsiz, profesyonel bir sarkiciymis. Oyle sarki okuyan yok...

Tatlises, doguda magarada dogan butun genclere ilham kaynagi olmus. O dogudan batiya gocun simgesi...
"Urfa'da OKSFORT vardi da biz mi gitmedik?" tarihi lafi ona ait. Tek bir cumleyle adam Turkiye'nin dogusu batisi gercegini o ilkokul diplomasina ragmen, anlatmis.

Benim bellegimdeki ikinci buyuk lafi Demet Akalin'a dedigi :"Ben les ata binmem, o benim nasil at bindigimi cok iyi bilir"dir.

O egitimsiz, magarada dogmus,  amelelik yaparken, Allah onu duymus, tasi topragi altin Istanbul'da oyle bir yukselmis ki; hem de ne yukselme...Magaradan, ozel jetlere...

Lahmacun kulturu, cigkofteci...Kadin dover, dayak goruntuleri hak getire....Hayatinda hep  siddet var; asiret var. Gelmis gecmis en buyuk sarkici....Allah ona bir ses vermis, konservatuvara gitmeden, egitimsiz, oyle boyle degil...

Onceki yillarda bir silah haberleri var. Adi hep boyle olaylarla aniliyor.

Ama Adalet Hanim'i bosamaz...O uc cogunun annesi, o kadar sohrete hicbir kadin ona ilk karisini bosatamadi.Bu gecmisine, geldigi yere bir vefa gostergesi aslinda....Ya da belki de tipik bir Turk erkegi sembolu...Yapacagini yapar ama ilk esini birakmaz. Nitekim onun hastane katinda Adalet Hanim bekler.

Perihan Savas'i hastanelik edene kadar dovdu. Derya Tuna'yi ayagindan vurdurttugu soyleniyor. Asena'yi da tekme tokat vururken goruntuleri var. Sayisini hatirlamadigim kadar silah yaralama, adam vurma olaylarina adi karisti.
Duygusal, aglar, cig kofte yapar, lahmacunun simgesi olur, her dogulu fakir gencin idolu, maco, kadin dover, kadin sever, imparator...O Turkiye'nin bir National Treasure"u.

..

Friday, March 11, 2011

Kayboldum ama Sonunda Buldum

Dun gece gozumu kararttim. Arabama atladim, dolasmaya basladim. Burada herkesin bir tomtom'u var. Tomtom, gideceginiz yeri, sokaklari size yon yon gosteren bir navigasyon araci. YOllari bilmenize gerek yok, tomtom size tarif eder.

Karanlikta, kendimi yollara attim. Tipki eski gunlerimdeki gibi, o gozukara zamanlarimdaki gibi, geceleyin araba kullandim. Kayboldum...Cok korktum. Panik oldum, bu yabanci memlekette, benim ne isim var dedim. Birdenbire kapkaranlik yollarda buldum kendimi...HIc kimse yok. Tek tuk araba geciyor. "Birader burasi neresi" diyeceginiz biri bile yok.

Tanimadigim bir koye vardim. Koyun icinde, kucuk bir motel vardi. En kotu ihtimal gece burada kalirim,sabah da eve donerim diye dusundum. Ya da beni buralara savuran sat.nav'in yol tariflerine guvenip, eve geri donecektim.

Ikincisini tercih ettim. Tomtom beni tanimadigim tarlalara, bir tane bile eev olmayan sehrin countryside'ina goturdu.

Iyice korktum. Su anda yeni aldigim arabam bozulsa, ne halt ederim. Cep telefonumun sarj aleti de bitmek uzere, bana ne olur o zaman diye dusundum.

Ancak satnavimin siyah isiklari, yolumu bulmamda israrla yardim ediyordu.
Her yer kapkaranlikti, birtek onun renkli isiklari bana yonumu gosteriyordu.

Arabam bozulmadi. Ilerlemeye devam ettim. Salakca yollara cikmak, hem de cep telefonunu sarj etmemem bir hataydi. Ancak arabam bozulmadiysa, uydu satnav calisiyorsa, gereksiz yere panik olmadan ilerlemekten daha iyi bir alternatif olamazdi. Kalbim gumgum atmasina ragmen, korkularim beni bulundugum yerden daha ileriye goturemeyecekti. KOrkularimi degil, pismanliklarimi degil, icimden gelen sese kulak verdim.

EN sonunda da evimi buldum. Butun bunlar, topu topu bir saat icinde oldu. Cok korktum. Kendime durduk yerde is cikardim. Ama en sonunda dogru yolu buldum.

Thursday, February 24, 2011

Artik Bir Arabam Varrrr!.....

Once ehliyetimi hallettim. BIr sure ders aldim. Cunku buranin kurallari cok sIkI ve tam olarak ogrenene kadar ehliyeti vermiyorlar.

Bir de trafik ters yonden...

Daha once Turkiye'de araba kullaniyordum ve o zaman surucu koltugundayken yaptiklarima inanmiyorum. Kotu aliskanliklar kurtulmak, en basindan ogrenmekten daha zor.Burada ehliyet sinavini gecmek cok buyuk bir sukse.Her bakimdan, tamamiyla hazir olmadiginiz surece, kesinlikle ehliyet vermiyorlar.Her zaman cok guvenli kullanmaniz gerekiyor.

Mesela dar bir yolda onunuzdeki araba aniden durunca, sizin de durup beklemeniz gerekiyor, benim deneme testinde yaptigim gibi, arabanin arkasina iyice yaklasip, gecmeye calisilmaz.Hocam hemen fren yapti,eger beklemezsen, sana ehliyet vermezler dedi.

Gectigimiz Agustos'ta sinavimin sonunda, assessor'um sevindirici haberi verdi.Surucu hocam da en az benim kadar sevindi.Hem de cok az hata yapmistim!.

Gecen pazar da arabami aldim.Baska bir sehirden onu buldum ve kendi basima eve getirdim.

Bir salaklik yaptim, tasit pulunu camin soluna yapistiracagima, sagina yapistirdim. Tasit pulu cikartmali degil, o yuzden de cama pritle yapistirdim.Tamam biraz salakca ama nasil yapistiracagimi bilemedim.Simdi o pulu sagdan cikarip, sola yapistirmam lazim.Nasil cikaracagim bilemiyorum. 158 pound verdim o pula yirtamam.

Dedigim gibi, tersden trafige alismak kolay olmadi.Hele 30 u gecince, ehliyet almaya calismak zorladi.Cunku artik gencligin arsizligi ve kor cesareti azaliyor.

Araba demek, ozgurluk demektir.Kullanmak icin, can atiyorum.

Tuesday, February 22, 2011

Yaralilar ve Yaralanmamislar

Cocuklugunuzda ya da gencliginizde agir bir aci yasamissaniz, bir parca ariza olabilirsiniz. Agrizalarinizla bas etmeyi bilebilirseniz, o zaman hayata devam edersiniz. Ama yaralar keskin bir iz birakir.

Yaralilari nasil tarif ederim: Birinci kategori; cok sevilen bir aile uyesinin kaybi: Baba, anne ya da kardes.Olum hicbirine benzemez, sondur, sevdiginizi ceker alir.Bir keskin bicaktir...Kimsenin gozunun yasina bakmaz.Bitirir.Hayatiniz o kayipla degisir. Ikinci kategori; anne babanin bosanmasidir. Bu da benim siniflandirmamda olum kadar olmasa da, son derece uzucu ve can sIkIcIdIr.

Ucuncu kategoridekiler sevgisiz ailelerde buyumus insanlardir. Bu gurup kimilerine gore birinci sirada olabilir cunku bir cok psikopat bu gruptan cikar ve iyilestirmek cok zordur ama ben ucunculuk veriyorum.

Bir de bunlarin hicbirini yasamamis insanlar vardir. Kucuk seyleri cok buyuturler... Ancak yine de hayata daha pozitif bakarlar. Yasamin gunluk sIkIntIlarina karsi daha dayaniklidirlar. Dibe vurmalari daha zor olur.

Yarasizlar, biraz cocukturlar. Kac yasinda olursa olsunlar, toydurlar. Hayat onlarin isini rast getirmistir.BUnun verdigi bir rahatlik, biraz da acililari anlayamamanin verdigi bir duyarsizlik vardir.Zaman icerisinde, bazi esim dostum, tanidiklarim bu gruptan yaralilar gurubuna gecmislerdir. O zaman onlara icimden hep "aramiza hos geldin, sen de artik bizdensin" derim...

Yaralilari da yarasizlari da hemen tanirim. Yaralilar cok neseli insanlar bile olsalar, gozlerinde bir darbe yemis olmanin huznu vardir. Bakislarindan tanirim onlari... Acisizlari da bakislarindan tanirim.Onlarin bakislarinda huzun yoktur.

Cok sevdigim bir arkadasim vardi. Siyah gozleri piril piril parlardi. Uzun sure gorusmedik. Birgun tesadufen, sokakta karsilastik. Ilk sorum "sana ne oldu?" oldu. Yine gozleri cok guzel, ama isigi gitmis. O parlak gozler, saclar solmus.Annemi kaybettim dedi.

Aradan zaman gecti, kendisi de anne oldu. Yine mutlu oldu, ama bir daha hicbir zaman o gozlerin parlakligi geri gelmedi. Cunku artik o gozler hayati masum olarak gormuyor. Cunku o gozler hayatin en sert yonuyle tanismis oluyor. O zaman da bir baska bakiyor...Ne olursa olsun, hicbir zaman hicbir sey eskisi gibi olmuyor.

Bu Nasil Hurrem?

Muhtesem YUzyil'i kopardigi gumburtuden ve iddiali kadrosundan dolayi izliyorum. HUrrem i oynayan kiz cok guzel ve farkli bir yuz..KOstumler sahane.

Ama benim itirazim HUrrem karakterine... O ne bicim Hurrem... Cok sinirli, cazgir, huysuz, agresif. Neseli filan da degil, cadalozun teki... Bu oglan cocugu kilikli HUrrem mi padisahi kendisine asik etmis. KIzin guzelligini artik gormuyorum bile.

Gercek Hurrem'in portrelerini internetten buldum.Resimlerdeki kadin guzel degil, ama gercekten bir karizmasi, ayri bir havasi hatta asaleti var. Insanlara bagirip cagirmak yerine, eminim cok daha diplomatikti. Yoksa Valide Sultan onu kapiya koyverirdi. Sarayda barinabilmek icin, sirf Kanuni'nin aski yetmezdi. Belli ki padisaha atesli sevgili olmaktan cok, yoldas olmus ki, o da gelenegi bozup, Hurrem'le evlenmis.

Lutfen Hurrem'e biraz asalet verilsin, Mahidevran bile cok daha karizmatik.Biraz daha kaliteli bir kadin olsun su Hurrem...Portrelerindeki gibi, anlamli baksin, gizemli olsun.Sonucta o "evlenilecek kadin" di.Biraz agirbasli olmasaydi, es olmaz, cariye olarak kalirdi.

Saturday, February 19, 2011

Arkadaslarim

Hayatimda iki tane yeni arkadasim var.Biri kiz, biri erkek.

Duru mavi gozluler. Hafta ici arada bir bulusuyoruz.Hep beraber guzel vakit geciriyoruz.

SOn bir senedir, laubalilesmeden, iyi arkadas olduk.Ayni yerde calisiyoruz, birbirimize goz kulak oluyoruz. Onlari seviyorum.

Yasamin bize ne getirecegi belli olmuyor...FArkli yerlerde, farkli zamanlarda birileri hayatiniza bodoslama daliveriyor, digerleri de cikabiliyor.O an icin, hayatinizdaki en yakin kisiler onlar oluyorlar. Arkadas oluyorsunuz, sonra birileri uzaga tasiniyor.O zaman da yeni insanlar hayatiniza giriyor. Bazilariyla baginiz hemencecik kopsa da, bazilariyla da kaldiginiz yerden hep devam ediyorsunuz.Bu dongu hep devam ediyor.
Hayatta gecmisin travmalari, kaygilari, korkulari tecrubeleri, gelecegin umitleri, kaygilari, bugunun de kucuk keyifleri var.

En onemlisi, anin keyfini sizi seven insanlarla cikarmaktir.Cunku hayatta en gercek, ne gecmis ne de gelecektir; hayatta en gercek "bugun" dur.

Sunday, February 06, 2011

Defne Joy

Internetten Turk TV programlarini takip ediyorum.Turkiye'deyken izlemezdim. Burada insan Turkce'ye ac oluyor.

Pazar gunu favorim, Yok Boyle Dans...Gicik Acun'un programi...Sevemiyorum bu adami.Ama juri uyeleri car car yapmadiklari icin, medeni olduklari icin programi hosuma gidiyor.

Gectigimiiz pazar,Defne JOy, bebek tulumu giyip komik bir dans yapti. Daha onceki bir programlarda kocayi bosayip bunu (partneriydi galiba) alacagim, "ask filan kalmadi" v.s. gibi demeclemeleri vardi. Onu izlerken kendi kendime yahu bu sohret sahibi insanlar artik kameralar arkadaslariymis gibi konusuyor dedim.Espri yaptigini soyledi ama ici disi bir kadin oldugu icin, soylediklerini ciddiye almistim.Kocasindan sIkIlmIs demek ki diye dusundum.

Defne Joy'u seyrederken onun o hiperaktif halleri, beni rahatsiz ediyordu.SAnki denizin derinligine bakmadan her an kafa ustu civileme atlayacakmis gibi bir hali vardi. Daha siz, dur kizim, belki denizin alti sirf kaya dolu, belki su sig, bi dakka yaa diye arkasindan bagirirken, o coktan suya bodoslama dalmistir, size de oradan "kih kih kih bisey olmadi ki" yapar.

Iki gun sonra da gazetelere goz atarken, elendigi icin roportaj yapmis herhalde diye dusundum. Ama baktim, resmi heryerde...

Bir daha baktim, Defne Joy'un resmiyle birlikte "unlu sunucu olu bulundu" basligini gorunce; milyonlarin tepkisini verdim: "Ama ben bu kadini capcanli pazar gunu izledimm" O yerinde duramayan, enerjisi tasan, benim uyusuklugumu yuzume vuran kadin...

Defne Joy otuz iki yasindaymis. Cocugu cok kucuk..Oldugu zaman yaninda olan adam sudan cikmis balik gibi...O gece tanismislar...

Evli ve cocuklu bir kadini evine ilk getiren o degil...KAdin fenalasinca, dumanli kafasiyla cikmis bizim oralarda doktor aramis.Ambulans cagirmayi akil edememis...

Defne'nin esi cenazede en onde...

Bazilari atip tutuyor, ama adam orada...Bugun de aciklamis "Ben onun ihanet ettigine inanmiyorum".Hali pesisan...Helal olsun. Adam gibi adammis. Bu insanlari uzmeye hic kimsenin hakki yok...

HIncal Uluc'a herkes kiziyor ama toplumun yarisi onun yazdiklarindan daha da agir seyler dusunuyor. Sadece onlar "olunun arkasindan konusulmayacagi"na inandiklari icin, sessizler.

Olum haberini ilk defa okudugumda, ilk aklima gelen, astim hastasi bir kadinin haftalarca "Yok Boyle Dans" yarismasinda haldur huldur tepinmesinin bir sakincasi olup olmadigidiydi. Bu olay INgiltere'de olsa, oldugu zaman baska bir adamin yaninda bulunmasi degil, bu kadinin yarisma biter bitmez kriz gecirmesi sorgulanirdi. Esasinda uzerinde durulmasi gereken nokta bu.Acun Ilicali bu olaydan yirtacak. Cunku dikkat tamamiyla kadinin olum aninda nerede olduguna kilitlendi.

Ingilte'de kadinin iliskisini magazin basini haber yapardi. Buradaki basin da cok acimasiz.Oluye saygi diye bir kavram da yoktur. Ancak esas astim ve asiri egzersizin uzerine gidilirdi.Internetten arastirdim.Egzersizin astima bir zarari olmayabilir ancak bazen asiri egzersiz tetikleyici olabilirmis.

Kriz aninda, hemen hastaneye gitseydi, o zaman kurtulabilirdi. Hastaneye gitmek istememesinin nedeni, birilerine gozukmek istemedigi icindir ya da olecegi aklina gelmemistir.Birazdan gecer diye dusunmustur.

Defne Joy'u ihmalkarlik oldurmus. Ihmalkarligin cesitli nedenleri var; birincisi asiri bir tempoda calismak..Cok hareketli insanlar, yorulduklarini anlamiyorlar. Bir de elbette, boyle bir rahatsizligin varsa, oyle her mekana gitmeyeceksin.Kendini koruyacaksin. Annesi 15 kere kriz gecirdigini soylemis. Bu kadar kriz geciren insan, hayatina dikkat eder.

Hepimiz, kendimizi korumayi bilmeliyiz.Defne'nin olumunden ben bu dersi cikardim. Tehlikenin nereden gelecegi bilinmez, ama eger boyle bariz bir rahatsizligimiz varsa, o zaman bir an bile dikkatsizlik yapmamaliyiz. Butun hayatinizi ona gore programlamaliyiz. Bunu arkadaslarimiza, eslerimize, dostlarimiza, cocuklarimiza, annelerimize, babalarimiza kisacasi bize kalbini acan herkese borcluyuz.

Saturday, January 29, 2011

Misir'a da Bak

MIsir'a birkac kere gittim. Halki neseli tiplerdir. Denizi guzeldir,kisin denize girebilmek icin havasi idealdir. Piramitleri gormeden olmek istemezdim, gordum.

Misir, gecenlerde etnik cesitliliginini, kardesce kutlamis.Basi kapali kadinla, modern kadin yanyana kutlamislar. Bu kutlamalardan bir sure sonra da sahit oldugumuz protestolari duzenlediler.

Her kesimden insanin hukumete ama aslinda devlet baskani Mr. MUbarek'e karsi birlestigini okudum.Protestolar, Facebook'tan organize edilmis. Faceboook'u engellemeye calisanlara blog yazarlari destek cikmis. Afisler dagitilmis, afislerde "Polis ve halk el ele" gibi sloganlar atilmis. Butun bu organizasyon genclerin isi. Peki bu gencler neden yonetimin degistirilmesini istiyor?

Bikmislar cunku...Ozgurluklerinin kisitlanmasindan,yolsuzluktan, issizlikten bikmislar.
DAha demokratik bir toplum icin yapmislar. 30 senedir ayni adam tarafindan ve ondan sonra da ayni adamin oglu tarafindan yonetilmek istememisler.
Insanlar tutuklandikca, daha da sinirlenmisler, daha da bastirmislar.

En son gelismelere gore hukumet istifa etmis. Bes gunde, halk hukumeti devirdi.Mubarek istifa edecek mi bakalim ama o da koltuguna yapisikgillerden...Coluk cocuk yuzunden koltuk birakilmaz ki canim...

Thursday, January 27, 2011

Bir Varmis Bir Yokmus

Babam internetin hayatimiza girmesinden birkac sene once aramizdan ayrildi. Oysa birkac yil daha yasasaydi, o da internet dunyasinin zevkini cikarirdi.Babam diye demiyorum ama hemen herseyi cok cabuk ogrenirdi. Internetin de kurdu olurdu. Facebook'a bile uye olurdu.Hem de internetle ilgili hic de acemilik cekmezdi.

Zaman zaman cevremdeki insanlari internetten arastiririm. Babama hic bakmamistim.Cunku o, internet miladindan once yasadi. Gecenlerde, bir bakayim cok az bir ihtimal de olsa, onu belki bulurum diye dusundum. Ne bulmayi umdugumu da bilmiyordum. Belki hic bilmedigim kucucuk bir bilgi kirintisi...Onun bir zamanlar yasadigina dair...

Ilk buldugum sayfalar, onunla ayni ismi tasiyan bir universite ogretim gorevlisine aitti.Google'in arama sonuclarini tararken, birden gozume mulkiyeliler dernegi'nin sayfasi carpti.Babam Ankara Mulkiye'den mezundu.

Sayfada, Istanbul Mulkiyeliler Vakfi'nin kurucu uyelerinin ismi listelenmisti.Babamin ismi ve isminin yaninda mezuniyet yili 1968 yaziyordu.68 kusagi olmaktan hep gurur duymustu

Babamin Istanbul mulkiyeliler vakfinin kurucu uyesi oldugunu bilmiyordum.

Sayfafaya bakarken, gozumde onun genc hali canlandi. Acaba kurucu uye olmak icin ne yapmistir?Arkadaslariyla toplantilar duzenlemistir. Vakfin bir takim prosedur islerini takip etmistir. Belki toplantilardan sIkIlmIstIr. Babam mi? SIkIlmak mI?O yaptigi her isi butun kafasini vererek yapardi. Belki bu toplantilar bittigi zaman kalabalik sokaklarda dolasmistir.Toplanti cikisi kasarli tost yemistir, kasar peynirini cok severdi. Olmeden bir kac gun once, bana cocuklugundan bahsetmisti. "Babam buyuk tenekeler halinde, kasar peyniri getirirdi, cocukken yedigim o peynirin lezzetini unutamam" demisti. Bense o an onun olecegini anlamistim...Omrunun sonuna geldigini biliyordu,bana da cocuklugunda tattigi hayatin kucuk zevklerini anlatiyordu.Benim dusuncelerimi hissetti. OOnun olecegini o an anladigimi anladi. Sonra ikimiz de sustuk.

Bazen gecmis insanin kafasinda oyle bir bugulaniyor ki, acaba diyorsunuz, hatirladiklarim oldu mu? Babamin hayali uzaklastikca bazen kendi kendime sahi ya o yasadi mi?Onunla yasadiklarimi gercekten oldu mu? diye dusunurum.

Oysa o yasadi, iste onu buldum. "Ersoy Salman 1968-Istanbul Mulkiyeliler Vakfi Kurucu Uyesi" olarak, internete adini kaydettirmis.

Wednesday, January 19, 2011

KIng's Speech Uzerine

King's Speech, senenin iddiali filmlerinden...Colin Firth oscara oynuyor. Filme giderken cok fazla bir beklentiyle gitmedim...Neden mi?Cunku "Royallar da insandir, royallar da sizinle arkadas olurlar, katiller de aglar" edebiyati bana pek inandirici gelmiyor. Gercekte ise, sizinle arkadas olmazlar, arkadas olmus gibi yaparlar...
Onlarin kendi siniflarindan insanlarla arkadas olduklarina inandigim icin, King George VI.'nin, Avustralyali Speech terapistiyle,yani bir hic kimseyle (commoner bile degil bi nobody) arkadasliginin konu edildigini ogrenince,filme biraz onyargiliydim.

Ancak izleyince hosuma gitti ve filmdeki tarihi gerceklerin dogrulugunu internetten arastirdim.

King George VI. tahtin varisi degilmis. Abisi Edward the 8th daha once iki kez bosanmis Amerikali sosyetik bir kadinla evlenebilmek icin tahttan feragat etmis.

Babalari 5. George, "Umarim Edward'in cocugu olmaz, umarim tahta da cikmaz da Berthi ve Lillibeth'in onunde hicbir engel olmaz" demis. Lillibeth kim mi?Kralice Elizabeth, tahtin 60 kusur yillik sahibi...George V temiz kalpli adammis...Belki de Edward kIsIrdI...O yuzden de haklarini kardesine vermeye hic tereddut etmedi. Bu benim teorim...

King George, senelerce abisinin golgesinde yasamis, abisi sevdigi kadinla kral olmanin stresinden uzak bir yasantiyi tercih edince, birden kendini tahtta otururken bulmus.

Bu sirada ulke Almanya ile kapisti kapisacak...Donemin basbakaninin politikasi Almanlara surekli karsi gelmek olunca, INgiltere Almanlara karsi savas ilan etmis.

O zamanlar, tahtin sahipleri BBC Radyodan halka hitap edermis, adet boyleymis. Kral elbette konusma yapmak, halki cesaretlendirmek zorunda...VI. George kral olmaya layik biri,capkin abisinin aksine, duzgun bir aile de kurabilmis:Sahane bir karisi var; Elizabeth (nam-i diger ana kralice mother queen)...Cocuklari da Elizabeth ve Margaret,onlar da cin gibi kizlar...Ancak adamcagiz maalesef kekeme.

Karisi ona Avustralyali bir speech therapist bulmus. Bu terapistle calisa calisa konusmasini duzeltip, birgun BBC'den canli olarak tarihi konusmasini yapmis.Almanya gunden gune guclenirken, insanlar savas icinde yasarken, o konusma zorlugu ceken adam, insanlara birlik ve beraberligi asilamis.

Savas doneminde Franklyn Rosevelt ve karisiyla iyi dost olmuslar. Hatta Rosevelt'in karisi savas doneminde sarayda kaldiginda kraliyet ailesinin gayet mutevazi bir yasam surduklerini, bircok harcamayi da kisitladiklarini anilarinda yazinca, George VI. ve karisi Elizabeth halktan cok puan almislar...Ulkede fasizme karsi birlik ve beraberligin simgesi olmuslar.

Aski ugruna tahtindan vazgecen buyuk abi ve karisina gelince: Onlarin Nazi sempatizani olduguna dair iddialar var...Hitler savasi kazanmis olsaydi, o zaman bu kadar kotu bir sey olarak algilanilmayabilinirdi.Ancak bugun bu ulkede Nazi sempatizani olmak, gercekten cok agir bir itham.

Colin Firth, karisini oynayan Helene Bonham Carter, Avustralyali Speech terapistini oynayan Geoffrey Rush bir oyunculuk soleni sergilemisler.Helena BOnham Carter, TIm Burton'in partneri...Elbette cok iyi oyuncu ama daha cok partnerinin filmlerinde oynuyor. Kirk yasini gecen kadinlar icin, ne kadar iyi oyuncu olurlarsa olsunlar, fazla is cikmiyor.Ms.Carter sansli olanlardan...

KIns Speech seyredilmeye deger bir film...Olaylar da gercekten filmde anlatildigi gibi olmus...Tarafimdan arastirilmis ve onaylanmistir.

Thursday, December 16, 2010

Ise Giderken Bak Ne Gordum

Bugun ise giderken, her zaman yurudugum yolda, kapkara bir duman ve alevler icinde yanan bir araba gordum. Cok sukur, icinde hic kimse yoktu. Araba, ayni HOllywood filmlerindeki gibi yaniyordu. Arada tek bir fark vardi. Bir araba yandiginda ortaligi simsiyah bir duman kapliyor. Hollywood filmlerinde bu kadar kara duman gorulmez.Herkes saskindi.Koskoca araba, cayir cayir yaniyordu.. Insan o goruntuden, gozlerini alamiyor.Havadaki yanik kokusu o kadar yogundu ki...

Itfaiye yangini iki dakikada sonduruverdi... Uzerine su sicratinca, ortalik daha da kara duman oldu.

Araba kimin arabasidir, niye yanmistir, ogrenemedim...SAdece yanmak pis birseymis, onu gordum.

Genclerin Sesi Cikmaya Baslamis

Avrupa'dan gelen protesto dalgasindan, Turkiye de nasibini almis.

Fransa'da gecen sene ogrenciler protesto gosterisi yapmislardi. Ingiltere Hukumeti genclere verilen universite icin verilen maddi destegi kesince, liseli gencler okula gitmeme eylemi yapti.

Turkiye'de kimi yazarlar, "susun bakayim siz kucuksunuz, ne anlarsiniz" demis. Polis de zaten cocuklara bir guzel sopa cekmis.

Biz 1980 sonrasi cocuklari oldugumuz icin, butun gencligimiz "sus konusma, sakin olaylara girme (sanki cok olay olurdu ya), bulasma" tembihleriyle gecti.Annelerimiz babalarimiz da 68 kusagindan olmalarina ragmen, nedense kendi cocuklarina etliye sutluye karismamayi ogrettiler.

Dort senelik ODTU hayatim, partiler, eglenceler ve geyiklerle gecti. Arada bir solcu genclik, gittigmiz konserleri basarlardi, sarkiciya sarki soyletmezdi. Bir keresinde bir tanesi mikrofonu eline alip, "eglencenizi bolmek istemezdik, ama bizim arkadasimiz tutuklandi" dedi. Biz ne mi yaptik?Hicbir sey...Yuhalayan da oldu.Ben yuhalamadim. Cunku, cocuk ciyaklamadan, histeriklik yapmadan, cok yalin bir sekilde bunu neden yaptiklarini aciklamisti. Onlar gidince, sahnedeki sarkiciyla oynamaya devam ettik.

Bazen de soylesiler olurdu. O zaman da bu farkli kesim, orgutlenerek gelirlerdi. KOnuk kim olursa olsun, bir guzel canina okuyup, agzinin payini verip gonderirlerdi.Bu grup, azinliktaydi.Cogunlugu biz ve bizim gibi, politikaya hic bulasmayan insanlar olustururdu.

Gazetelerde okuduguma gore, ODTU'de 68 ruhu canlanmaya baslamis.Bu yeni nesil, bizim nesil gibi pisirik degil..

Ancak, bizim memlekette yilanin basi cok genc yasta ezilir. Bu konuda ulkemizin yoneticileri uzmandirlar.

Yine de ben bu yeni nesilden cok umutluyum...SAnki daha cesurlar, daha cingoz gibiler...Turk Egitim sisteminin asiladigi cehaletten biraz nasibini almis da olsalar, kanlarinda birseyleri yargilamak, elestirmek,ve hemen kabul etmemek var...

Turkiye'de yeseren bu yeni demokrasi (!) ortaminda,onlar da dusuncelerini ozgurce soylemeliler, ve protestolarini yapmalilar.

Sunday, November 28, 2010

Bonjour Tristesse

Son zamanlarda modern klasiklere merak sardim.Francoise Sagan'in BOnjour Tristesse adli romanini okudum.Genelde Amerikali ve Ingiliz yazarlara takilirdim. Francoise Sagan hasret kaldigim Akdeniz kulturu ve kadin kahraman acligimi kapatti.

Erkek yazarlar, kadini anlama konusunda biraz zayif kaliyorlar. Kadin onlar icin biraz fazla karmasik.Oysa Sagan 19 yasinda Sorbonne'daki derslerini veremedigi yaz, bu kitabi yazmis ve kadin kahramanlari cok saglam bir alt yapiyla yaratmis.Kadini insan gibi anlatabilen bir yazar. Bir erkegin buyuk aski ya da bas erkek kahramanin tamamlayaci karakteri olarak degil.

KitaP cok buyuk bir basari kazanmis.Sagan'in hicbir eseri bundan daha basarili olmamis.Boyle bir kitap yazmak bir yazar icin hem iyi hem de kotu...Okurken, ne kadar sahane diyorsunuz, hem akici, hem konuya hakim ve hem de cok derin analizler var. Ancak bu kadar iyi bir kitabi genc yasta yazinca,yazdiginiz hicbir seyin bir daha o kadar iyi olmamasi uzucu...Bu kitaptan sonra A Certain Smile ( Un certain sourire) adli hikayesini okudum.O da ayni temalara dayali bir kitap.


Bonjour Tristesse, moral degerleri kaybetmek uzerine..Cecille capkin babasiyla Dolce Vita hayat yasarken, babasi yeniden evlenmeye karar verir.Cecille, Anne'nin onlarin duzenlerini degistirmeye calisacagini anlayinca, ondan kurtulmak icin bir plan yapar ve o plan felaketle sonuclanir.Yetiskinligin ve ahlaki deger yargilarin temsilcisi Anne ve Cecille'in catismasini okudukca, Cecille'in ve babasinin o duyarsiz, kuralsiz yasaminin cazibesine kapildim..

Cecille, 16 yasinda, olmamasi gereken ortamlarda, babasinin arkadaslariyla vakit geciren bir kiz. Derslerini calismasi icin babasi cok baski yapmaz.Calissa da olur, calismasa da olur, nasilsa zengin ve zengin bir koca bulur diye dusunuyordu.Oysa Anne, Cecille'i ders calismasi icin odasina bile kitledi. Anne'nin kontrolcu yaklasimi hayatinda kural konmamis Cecille'e gore cok fazla... Baba kizin bu rahat yasami cok hosuma gitti. Okurken Anne'e gicik oldum.Ne olacak ki, eglenseler ne olacak, dersine calismasa ne olacak, yasindan buyuklerle arkadaslik etse ne olacak,Cecille akilli bir kiz, yasindan da erken olgunlasmis diye dusunurken bile buldum kendimi...Baba kizin vurdumduymazliginin havasini yazar oyle basariyla vermis ki, onlarin vurdumduymazliklarinin sarhosluguna kapildim.

Oysa uvey annenin biraz baskici davranmasi disinda hakli oldugu yonler cok.O yastaki kiz, yasadigi futursuz hayati nereye kadar kaldirabilir?Bir sure sonra yasadiklariyla nasil basedebilir?Herseyi erkenden yasayinca,icinde bir bosluk olur...Anlamsiz bir huzun...|

Francoise SAgan, kendi ozel hayatinda, kahramanini aratmayacak kadar uclarda yasamis bir insan...Bir sure uclu bir iliskisi olmus.Hem kadin hem de erkek sevgilisiyle ayni zamanlarda takilirmis.

Okudugum ikinci hikayesinde, genc bir kiz, kendisinden yasca buyuk bir adama asik oluyor.Adamin karisi bu kiza karsi cok iyi davraniyor.Kiz sanki o ciftin cocuklari gibi...Babasiyla bir olup, annesine ihanet eden kucuk bir kiz gibi...Ancak elbette anne onu bagisliyor. Okurken, su fransizlar amma arizalar, hangi kadin kocasinin sevgilisini bu kadar cok sever ve sahiplenir diye dusundum ama; hikayeye yukarida belirttigim gibi sembolik bakinca, o zaman birseyler yer etti.Bu hikayedeki karakter de ahlaki deger yargilari sinirlarinin bir ucundan oteki ucuna geciveriyor.

Sagan, kadin bakis acisini yazabilen bir yazar oldugu icin, kendimi ona cok yakin hissettim.Bugun aldigim Project MAnagement kursunda, en son okudugum kitabi soyledigimde, herkes bos bos bakti.Bu roman, Fransa'nin en unlu romanlarindan biri...Ah su ingilizler..Kendi edebiyatlarindan, kendi b.klarindan (terbiyemi bozdum ozurrrr ama dayanamayacagim) kendi dillerinden, baska hicbir seyle ilgilenmezler.Dunya Ingilizce konusmali zaten canim, baska diller de neymis.Fransizlarin da peyniri guzel, sarabi guzel, trene binip oraya gitmek kolay.O kadar...Gicik Fransizlar baska kulturlerle ilgilenirler, yigidi oldururum ama hakkini teslim ederim.

Tuesday, November 09, 2010

Fatih Altayli 'nin Programindaki Turbanli Kadinlar

Gecenlerde Fatih Altayli'nin iki tane turbanli kadini agirladigi programini internetten seyrettim.

Kadinlardan biri "Humeyni'yi severim,Ataturk'u sevmem dedi... Ataturk'u herkes sevmek zorunda degil, ve sevmeyen de bunu acikca ifade ettigi icin yargilanmamali. FAtih Altayli "Ataturk'un nesini sevmiyorsun, onun sayesinde burada cikip konusabiliyorsun, Humeyni ise kadinlarin butun haklarini ellerinden aldi gibi benzeri seyler soyledi.Sonra da ekledi: "Eger Ataturk olmasaydi, Ingilizlerin ya da Amerikalilarin himayesi altinda olurdun" Hanim kizimiz cevap vermekte gecikmedi."O ulkelerin himayesinde olsaydim,kendi fikirlerimi daha ozgurce ifade edebilirdim"

Iste bu noktaya kesinlikle katilmiyorum.Cunku bu kadin yabanci bir ulkenin himayesinde yasamanin ne oldugunu bilmiyor. Ben bu ulkede yasarken, tarihlerinde Ingilizlerin himayesinde yasayan bir suru insanla arkadaslik ettim, ahbab oldum...

.Su anda da Birinci Dunya Savasi'nda Ingilizler icin savasan Sihlerle ilgili bir belgesel seyrediyorum... Sihler, Irlandalilar'dan ve Iskoclar'dan daha cok cepheye asker gondermisler.Buyuk Britanya icin cesurca savasmislar, ne kadar da kraliceye baglilarmis.Ingilizler Sihlere bu yuzden ovgu yagdiriyorlar da, onlari ne kadar kendilerine denk goruyorlar bu tabii ki tartisilir....Kanun onunde herkes esit de, sonucta toplumun yazilmayan kurallari var...

Burada tanistigim Hintli ve Avustralyalilar dedelerinin bana hep Gallipollu (!) denen bir yerde Ingilizler icin savastiklarindan bahsederler...Canakkale onlar icin anlamli bir yerdir cunku onlar da Ingilizler istedi diye kendi memleketlerinden binlerce km uzaklikta baska bir ulkeyi isgal etmek zorunda kalip, orada da boylarinin olcusunu almislardir. Canakkale'de bir suru memleketten askerin mezari vardir.Somurge zihniyetini anlamayan bu hanimefendi bir kere Canakkale'ye gitse anlar mi acaba...Bir ingiliz atasozu:Domuzun onune inci sersen, uzerinde tepinir, degerini bilmez. (Turkcesi: Essek hosaftan ne anlar..)

Bu somurge ulkeleri elbette Buyuk Britanya uygarligindan bir takim seyler kapmislar.Ancak INgilizler bir virus gibi, ele gecirdikleri yasam kaynaklarini kendileri icin kullandikca kullanmislar. Hala ayakta kalabilmelerinin nedeni, somurge mirasyedisi olmalarindan.

Etnik kimligini tasidiginiz grubun bagimsiz bir devlet olmayi becermis olmasi cok onemli...BU kavramlari yabana atmamak lazim....Ne yalan soyleyeyim, somurge vatandaslarinin ruhunda bir usaklik var...ISte o ruh bizim insanimizda yok, bu bir gercek...Hepsinde vakti zamaninda ingilizlerin egemenligi altinda olmanin ezikligi var...

Hanfendi, Avrupa'da yasasaymis,dusuncelerini ozgur mu ifade edermis?Avrupa'da muslumanlari ne kadar da cok severler.Hepsinin en buyuk korkusu muslumanlarin birgun butun hristiyanlarin kafasini kapatmasidir.Esitlik, ozgurluk ve kardeslik ulkesi Fransa bile carsafi yasakladi...Cezayir kokenli vatandaslari ne kadar Fransiz sayiliyor, Sarkozy oy derdinde, kendisi de gocmen kokenli olmasina ragmen, bu vatandaslarini harciyor. Almanya Basbakan'i Angela Merkel daha gecenlerde biz entegrasyon'da cuvalladik diye aciklama yapti. Hollanda filan, onlar daha da beterler. Avusturya Turk BUyukelcisi, en sonunda "yeter artik, ulkenizdeki Turkleri gettolasmaya zorluyorsunuz" deyiverdi.

Ingiltere'de yasasam bile,basim Ingilizlere karsi dik, cunku onlari zamaninda catir catir defetmis bir anavatanim var...HIc kimsenin yonetimine girmemis bir milletin uyesi olmak ayri bir gurur kaynagi...Televizyondaki o hanfendi ne dedigini bilmiyor, baska ulkenin boyundurugu altinda yasamak nedir bilmiyor, onlar kaninizi emerler, sessizce beyninizi yikarlar, kendi kimliginizi kaybedersiniz.Ola ola zararsiz bir kukla olursunuz...

"Ataturk yurdumuzu dusmanlardan kurtardiiii" cumlesi ezberleniyor.Bu cumlenin anlamini, "Egemenlik kayitsiz sartsiz milletindir"in gercekte ne ifade ettigini, birgun degisik memleketlerden dort bes kisiyle Strada'da yemek yerken anladim.Hepsinin ortak noktasi, INgiltere ulkelerini iliklerine kadar somurmus... Orada gururla, biz defettik onlari dedim. Bizi oyle somuremediler dedim. Birseyler onumuze hazir pisirilip getirildiginde, kiymetini anlamamiz cok zor oluyor.

Bu kadini seyrederken, Ataturk'u sevmeye mecbur degil, turban da dunyanin gercegi, Turkiye'de de zaten iktidardalar, savaslarini kazandilar diye dusunuyordum.Kafasini kapatmasi da inancindan dolayidir, inanc cok guclu bir insani duygudur.Ancak tutup da, baska ulkelerin egemenliginde ben kendimi daha iyi ifade ederdim dedigi zaman, o zaman o ortunun altinda, cahil bir bas sakladigini anladim.

Sunday, November 07, 2010

Another Day/A Film by Mike Leigh

Ingiliz yonetmen MIke Leigh'yi Happy Go Lucky adli filmiyle tanidim. Filmin ana karakterleri 50+ yaslarindalar... Insan yasantisinin en rahat zamanlari...Kariyer kayginiz yok, cunku ya bir kariyeriniz olmus, ya da evinizde cocuklarinizi buyutmussunuz, cocuklar buyumus,esinizle problemlerinizi halletmissiniz, kendi evinizde oturuyorsunuz, mortgage de odenmis...Cinsel ihtiraslarinizdan da kurtulmussunuz...Oh beee...

Bu donemin en zor yani,cevrenizdeki insanlarin olumuyle gencliginize nazaran biraz daha fazla karsilasmak sanirim...

Peki 60 a merdiven dayamaniza ragmen, hayat size hic de comert davranmamissa?

Filmin konusu yukarida saydigim seylere sahip bir ciftle, kendileri gibi sansli olmayan arkadaslari arasinda geciyor.

Tom ve Gerri mutlu bir ciftken, Tom'un kankisi ve Mary hala hezeyanlar icerisinde...

Mary'nin alkol problemi var, genc yasta bir evlilik yasamis, sonra evli bir adama asik olmus...Tom ve Gerri'nin oglunu begeniyor.Tipik imkansizi isteyen kadin vakasi...Mary'nin ruhu gercek anlamda 18 yasinda gibi...Bir insan cocuk ruhlu olabilir, ancak yasadigi yastan edindigi bir takim tecrubeler de vardir.Mary de 18 yasin enerjisinden ziyade, daha cok 18 yasin toylugu var.

Tom ve Gerri mutlu ve huzurlu insanlar...Ancak biraz daha dikkatli izlendiklerinde kendilerini daha iyi hissetmek icin, etraflarinda az sansli insanlari bulundurmaya gereksinimleri var gibi...MAry hayatinda bir denge oturtturamadigi icin, bu "Mutlu Cift" ona karsi cok da saygi duymuyor,arkasindan konusuyorlar, kas goz isareti yapiyorlar, onu cok da kaile almiyorlar.

Mary sarhos olunca, evli eski sevgilisinden bahsederken, "Evli oldugu belli degildi" v.s. filan diyor, TOm hemen atliyor:"Evli olan insanlar ellerinde yuzuk takarlar, eline baksaydin"

Gerri de bir gun, kocaman gozlerini acip, kati bir sekilde "Insanlar hayatlarinda secim yaparlar" diyor...

Bu yasli, hayatlarini duzene koymus sevimli insanlarda, biraz empati eksik gibi...

Gerri iyi bir es ve iyi bir is secebilmis, ne istedigini bilmis, hazimli bir insanmis, kendisi icin dogru olan birini sevmis... Sansi da yaver gitmis...

Ancak Mary sanssiz oldugu icin mi yoksa yaptigi secimlerden dolayi mi, 50 yasinda hala hayatini oturtmaya calisiyor...Dul, cocuksuz, bir evi bile yok, alkol egiimli, ve arkadaslarina biraz hastalikli bir baglantisi var...Yalniz, duyarli ve hassas bir kadin...Esini kaybeden Tom'un abisinin durumuna uzuldu veona yakinliik gosterdi.

Ote yandaki mutlu cift, cok seker ve yardimsever ancak ayni zamanda biraz da duyarsizlar.Empatileri yokmus gibi...

Mutlu bir hayata sahip olmak icin biraz daha mantikli ve duyarsiz mi olmak gerekiyor ki, etrafta kafanizi karistiran seyler yerine, hedeflerinize daha iyi yonelirsiniz belki...

Gerri ve |Tom birbirleriyle mutlular, ancak her ikisi de cok zor insanlar degiller, aslinda siradan tipler...Bahceleriyle ugrasan, tatminli, fazla cetrefilli olmayan, kendi hallerinde duz insanlar; islerinin rast gitmesinin verdigi bir duyarsizliklari var.

Mike Leigh hep film yapsin,her sene hayat ile ilgili baska konulara deginsin...Ben de onun adini gorur gormez, kosa kosa sinemaya gideyim.

Sunday, October 31, 2010

Oktay Eksi'nin Istifasi Uzerine...

Oktay Eksi "Bunlar analarini bile satarlar" diye yazmis, ustelik de cok daha olculu bir cumleyi son anda bu cumleyle degistirmis.

Sonradan ozur dilemeye calismis, ancak istifa ettirilmis.

Her zaman cok seviyeli yazilar yazan Oktay Eksi'nin birden bu sekilde yazmasi cok garip...

Bu adam kaleminden cikanin nasil bir etki yaratacagini, hepimizden daha iyi bilir.Boyle bir hata yapmasi inanilir gibi degil...O, 15 20 senelik bir gazeteci degil, 40 senelik bir gazeteci..Gazeteciler Birligi baskanligi yapti, Hurriyet'in de kendimi bildim bileli basyazari..Bu kadar tecrubeli biri boyle bir hata yapmaz...O bir duayen...

Kimbilir daha neler biliyor ki,dayanamadi.Boyle bir cikis yapti.

Iktidar yanlisi olmayan gazeteciler pek barinamiyor.O da demek ki en sonunda yapilan baskilardan cildirdi....En son boyle bir sey yazip, koseyazarligina veda etmek istedi.

Tuesday, October 26, 2010

CAN SIKINTISI

Mevsim degisikligindenmidir, bir suredir (agustos basindan beri) tatil yapamadigim icin midir, kendimi yorgun hissediyorum. Soguk da geldi, kilimi kipirdatmak istemiyorum.

Her sabah kalktigimda, her gun bir oncekinin aynisi iste, diye kalkiyorum.

Hayatta yapilmasi gereken monoton isler, beni yoruyor...Her turlu angaryaya tahammulum yok.Ancak ne yazik ki, bu hayatin buyuk bir kismini olusturuyor...

Dikkat edin; butun hayatimiz rutin islerden ibaret....

Sabah kalkma, dus alma, dis fircalama, kahvalti etme, ise gitme, iste bilgisayari acma, emaillere bakma, cevap yazma, email yollama, -aman abuk bisey yazma diye kontrol et,aman kaba bisey yazma, bunlar alinirlar-,yanindakilerle "small talk" yapmak icin caba goster,-sevmiyorum iste- toplantilara gir, isler hic bitmesin,bitiremeden, eve don, yemek yap, ortaligi temizle, ertesi gun icin hazirlan, yataga yat,uyu....(yemek yemegi ve tuvaleti atladim).DAha da fazla yazamadim, monotonluk beni sIkIyor...

Hayat rutin...Bunlardan arta kalan zamanlarin yasama anlam katma sansi var...Bunlardan geri kalan da yorgunluk oluyor. Insan hayati cogunlukla su saydiklarimla geciyor.

Her sabah kalkarken,bir onceki gunun aynisi diye uyanirken, birgun bir sabah uyanirsiniz...Artik hicbir sey bir onceki gunun aynisi gibi degildir...Sizin icin bambaska bir hayat baslamistir..

Yeni bir donem baslar,monotonluk devam eder, ancak artik hayatiniz degismistir...